Halkın Parasıyla Alınan, Bir Dünya Savaşını Başlatan Zırhlı: Sultan Osman-ı Evvel (HMS Agincourt)
Tarihte bazı savaş gemileri vardır; sadece boyutlarıyla değil, değiştirdikleri dünya dengeleriyle anılırlar. Üzerinde tam 7 taret ve 14 devasa ağır top barındıran dretnot sınıfı bu canavar da işte tam olarak böyle bir gemiydi.
Brezilya’da başlayıp İngiltere’de devam eden ve Osmanlı’nın kaderine düğümlenen hikâyesi, tarihin en dramatik askeri diplomatik krizlerinden birine sahne oldu.
Güney Amerika’dan Yükselen Dretnot Yarışı
1910’ların başında Güney Amerika’da büyük bir deniz silahlanma yarışı vardı. Brezilya; ezeli rakibi Arjantin’e karşı gövde gösterisi yapmak için Birleşik Krallık’taki Armstrong tersanesine dünyanın en gösterişli gemisini sipariş etti: Rio de Janeiro.
Tasarım akıl almazdı: Bir dretnotta o güne kadar görülmemiş sayıda, tam 14 adet 300 mm’lik (12 inç) devasa ana batarya güvertede sıralanmıştı. Ancak kauçuk piyasasının çöküşü ve patlak veren ekonomik kriz nedeniyle Brezilya taksitleri ödeyemedi ve gemiyi satışa çıkardı.
Osmanlı Halkının Dişinden Tırnağından Artırdığı Gemi: Sultan Osman-ı Evvel
Balkan Savaşları’nda Ege’deki deniz hakimiyetini kaybeden Osmanlı İmparatorluğu, bu fırsatı kaçırmak istemedi. Aralık 1913’te gemi satın alındı ve adı kurucu padişahın anısına “Sultan Osman-ı Evvel” olarak değiştirildi.
Maliyet astronomikti. Devlet hazinesi yetersiz kalınca Donanma Cemiyeti devreye girdi:
-
Mahalle mahalle yardım sandıkları dolaştırıldı.
-
Kadınlar kollarındaki bilezikleri, küpelerini bağışladı.
-
Memurların maaşlarından kesintiler yapıldı, okul çocukları harçlıklarını kumbaralara attı.
Gemi artık bir askeri mühimmattan öte, koca bir milletin onur meselesiydi.
İngiltere’nin Baskını ve Winston Churchill’in Kararı
Temmuz 1914’te gemi tamamlanmış, Türk bayrağının çekilmesi ve teslim alınması için Rauf Orbay komutasındaki yüzlerce Osmanlı bahriyelisi İngiltere’ye gitmişti. Son taksit dahil tüm ödemeler kuruşu kuruşuna yapılmıştı. Bayrak çekme törenine sadece günler kalmıştı.
Ancak I. Dünya Savaşı’nın ayak sesleri duyuluyordu. İngiltere Deniz Kuvvetleri Komutanı (First Lord of the Admiralty) Winston Churchill, Osmanlı’nın Almanya tarafına geçebileceği endişesiyle tek taraflı bir emir verdi:
İngiliz askerleri tersaneyi bastı; Osmanlı subayları silah zoruyla gemiden uzaklaştırıldı ve hem Sultan Osman-ı Evvel’e hem de inşası süren diğer dretnotumuz Reşadiye’ye bedeli peşin ödenmiş olmasına rağmen resmen el konuldu.
Osmanlı’yı Savaşa Sokan Kırılma Noktası
Bu hamle, Osmanlı kamuoyunda tarif edilemez bir öfke ve infial dalgası yarattı. Halkın dişinden tırnağından artırdığı paralara el konulmuş, onuru kırılmıştı.
İngiltere’nin yarattığı bu boşluğu Almanya zekice kullandı. Akdeniz’de İngiliz donanmasından kaçan Alman zırhlıları Goeben ve Breslau, Çanakkale Boğazı’ndan içeri sığındı. Osmanlı Devleti, İngilizlerin gasp ettiği iki gemiye karşılık bu gemileri satın aldığını duyurarak onlara Türk bayrağı çekti ve isimlerini Yavuz ve Midilli yaptı. Kısa bir süre sonra bu gemilerin Karadeniz’deki Rus limanlarını bombalamasıyla Osmanlı İmparatorluğu resmen I. Dünya Savaşı’na girdi.
“HMS Agincourt” Olarak Jutland’da
İngilizler el koydukları gemiyi Kraliyet Donanması’na katarak adını HMS Agincourt yaptı. Mürettebat, güvertedeki 7 tarete pazar gününden başlayarak haftanın günlerinin adını vermişti (Sunday, Monday…). İç mekânlar o kadar lüks ve konforluydu ki İngiliz denizciler gemiye “Cin Sarayı” (Gin Palace) lakabını takmıştı.
Hatta gemideki tesisat ve uyarı levhaları ilk siparişçi Brezilya nedeniyle Portekizce kaldığından, İngiliz denizcilerin temel Portekizce öğrenmesi gerekmişti.
1916’daki meşhur Jutland Muharebesi’nde yer alan Agincourt, 14 devasa topunun tamamını tek bir bordadan aynı anda ateşlediğinde ortaya çıkan alev ve duman kütlesi öylesine büyüktü ki, diğer gemiler Agincourt’un patlayarak havaya uçtuğunu sanmıştı. İlk tam borda atışında oluşan muazzam şok dalgası ise gemideki tüm tabak ve cam eşyaları tuzla buz etmişti.
Hurdalıkta Biten Bir Kader
Savaşın ardından 1919’da yedeğe çekilen ve bir dönem tekrar Brezilya’ya satılmaya çalışılan gemi alıcı bulamadı. 1922 Washington Denizcilik Antlaşması gereğince hurdaya ayrıldı ve 1924 yılında parçalandı.
Halkın altınlarıyla finanse edilen ama Türk bayrağını hiç taşıyamayan bu çelik dev; tarihin akışını, imparatorlukların sınırlarını ve koca bir savaşın haritasını değiştiren en hüzünlü deniz efsanelerinden biri olarak kaldı.






