Yenidoğan Çetesi davasında Adli Tıp Kurumu raporu dosyaya girdi. Raporda, hayatlarını kaybeden bebeklerin zamanında tanı, tedavi uygulanması ve beslenmesinin yapılmış olması durumunda kurtulma ihtimalinin yüksek olduğu vurgulandı.
Raporda, 3 bebeğin zamanında tanı, tedavi uygulanması ve beslenmesinin yapılmış olması durumunda kurtulma ihtimalinin yüksek olduğu belirtildi. Yedi bebekle ilgili ise yapılan ihmallerle bebeklerin ölümleri arasında illiyet bağı bulunduğu ifade edildi.
Bakırköy 22. Ağır Ceza Mahkemesinin talebinin ardından ATK Üçüncü Üst Kurulu tarafından 10 maktul bebek için ölüm sebepleri, tanı ve teşhisler ile uygulanan işlemlerin doğruluğu, tıbbi uygulama hataları ve dosyadaki sanıkların ölümlerde kusurlarının olup olmadığına ilişkin rapor hazırlandı.
Raporda, bebeklere zamanında uygun tanı ve tedavi yapılması durumunda da kurtulmalarının kesin olmadığı kaydedildi. Havvanur Karakoç bebeğe ilişkin raporda, bebeğin uygun bakım, takip ve tedavisinin sağlanmamış olması nedeniyle primer bakımından sorumlu olan doktorun, bebeğin yakın takibini yapmaması ve arrest durumunu zamanında tespit edememesi nedeniyle sorumlu hemşirenin eylemlerinin tıp kurallarına uygun olmadığı ifade edildi.
Öykü Helvacı bebeğe ilişkin raporda, bebeğin yeniden canlandırma işlemine katılmayan primer bakımından sorumlu doktorun, bebeği görmeden, klinik durumunu bilmeden hemşirelere direktif vermesi nedeniyle doktorun ve hemşirenin yaklaşımlarının tıbben uygun olmadığı kaydedildi.
Bebek Serdarova’ya ilişkin raporda, bebeğin ölümünün tıp kurallarına uygun yürütülmeyen tanı, takip, tedavi süreci ve resüsitasyon ile ölümü arasında illiyet bağı bulunduğu, tanı, takip ve tedavi sürecinin tıp kurallarına uygun olarak yürütülmesi halinde doğum sonrasında kalp anomalisi tespit edilen bebeğin kurtulma ihtimalinin çok yüksek olduğu belirtildi.
Raporda, ayrıca tape kayıtları, iddianame ve Sağlık Bakanlığı Teftiş Raporu dikkate alındığında, bebeklerin 112 sevk sistemini baypas ederek uygun olmayan koşullarda takip ve tedavi süreci yürütülen hastanelere sevkini organize eden kişi/kişiler ile hastane yenidoğan yoğun bakım servislerinin işletilmesi amacıyla devredilmesinin, doktorların bilgisi olmadan yenidoğan bebeklerin orderlarının hemşireler tarafından düzenlenmesinin, doktorların günlük hastanelere gelerek vizit yapmamasının, epikrizlerin hastane dışında doktor olmayan kişiler tarafından yazılmasının, bebekler adına çekilmiş grafilerin başka bebeklere çekilen grafilerle yer değiştirilmesinin, kan gazlarının şablonlara göre epikrize uygun olacak şekilde çıkarılmasının, laboratuvar değerleriyle oynanmasının, yoğun bakımda çalışma yetkisi olmayan kişilerin yoğun bakımlarda çalıştırılmasının, yoğun bakım şartlarının 3. düzey yoğun bakım şartlarını taşımadığı halde 3. düzey yoğun bakım gibi gösterilerek yenidoğan bebeklerin yatırılmasını sağlayıp uygun olmayan koşullarda yürütülen takip ve tedavi sürecini organize eden doktorun da tıbben sorumlu olduğu belirtildi.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 1399 sayfalık iddianamede, sanık doktorun elebaşı olduğu suç örgütünün sevk ve idaresini sanık doktor ile 112 Acil Çağrı Merkezi ambulans şoförünün yaptığı belirtiliyor.
İddianamede, sanıklar için 10 bebeğin ölümü nedeniyle kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi, nitelikli dolandırıcılık ve suç işlemek amacıyla örgüt kurmak suçlarından toplam 177 yıl altışar aydan 582 yıl dokuz aya kadar hapis cezası talep ediliyor.
Sanık Gıyasettin Mert Özdemir’in ise kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi, kişisel verilerin hukuka aykırı ele geçirilmesi, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve resmi belgede sahtecilik suçlarından 180 yıldan 589 yıl 9 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.
Davanın sanıklarından doktor, Antalya’da tutuklu bulunduğu cezaevinde 1 Şubat’ta intihar etmişti.
